12 Şubat 2015 Perşembe

İYİ nedir, KÖTÜ nedir?

Her ne kadar görece olduğu inkar edilemez kavramlar da olsalar, iyi ya da kötü dediğimiz her şeyi sonuçlara göre tanımladığımız şüphe götürmez bir gerçektir.
Yani; herhangi bir şeyi sebep olduğu ve/veya doğurduğu duruma göre değerlendirir ve adlandırırız. Aslında eylemlere değil, oluşturdukları sonuçlara iyi ya da kötü deriz.
Çekiçle vurma eylemi mesela. Cevize vurursak, besleyici bir sonucu olması sebebiyle iyidir. Vazoya vurursak, yok eden bir sonuca yol açtığı için kötüdür. Her iki durumda da kullanılan alet ve güç miktarı aynıdır.
Bu durumu etki ve etkileyen yönünden gözlemlediğimizde yukarıdaki durum söz konusu. Peki, etkilenen açısından da ele alırsak benzer bir şekilde farklı sonuçlar elde edilebilir mi?
Evet. Yine çekiçle vuralım, ama bu kez de cama. Eğer alelade bir pencere camına vurursak darmadağın olur ve bu durum kötüdür. Ama aynı çekiç ve aynı güç sertleştirilmiş cam üzerinde tamamen etkisiz kalacaktır ve bu durumu da yol açtığı sonuç itibarı ile değerlendirmemiz gerekirse; sonuç anlamsızdır. Çünkü hiçbir şey değişmemiştir.
İnsan ilişkilerinde de durumun değişkenleri daha fazla da olsa aynıdır.
Sokağa çıkıp önümüze çıkan herkese aynı tonlamayla aynı kelimeyi söylesek, herkesin farklı tepki vereceği kesindir.
Ancak, tüm değişkenlere rağmen bir sabit de söz konusudur. Sabit, etkinin gerekliliğidir. Her hangi bir sonuç elde edebilmek için mutlaka gerekli olan tek şey etkidir. Etki yoksa sonuç da yoktur.
Sonuç yoksa İYİ ya da KÖTÜ kavramları da var olamaz!
Peki, ama maddi olmayan durumlar söz konusu olamaz mı? Düşünsel boyutta iyilik ya da kötülükten bahsedilemez mi? Böyle bir durumun olabilirliğini kabul etmek sonucu olmayan şeylerin de kötü olabileceğini kabul etmemize sebep olur ki, bu da yukarıdaki önermeyle çelişir.
Bu çelişkiden kurtulmanın iki yolu olabilir. Ya ilk önermeden vaz geçmek, ya da düşünsel boyutta sonuçların oluşabileceğini kanıtlamak.
Diyalektik bize sentezin tez ve antitezden türediğini ve her sentezin aynı zamanda bir tez olduğunu söyler. Tez söz konusu olduğunda ise her antitezin senteze yol açacağı kesindir.
Bu durum düşünsel boyutta da böyledir. Hiçbir düşünce tek başına varlığını sürdüremez. Mutlaka bir antitezi vardır ve sentez türetir. Daha önce dediğimiz gibi her sentez türediği an tez niteliği kazanır.
Daha basit bir anlatımla, 1 bir sayıdır ve 2 de bir sayıdır. Bunları toplarsak 3ü elde ederiz ki 3 bir sonuçtur ama türediği an bir sayı niteliği kazanır ki zaten elimizde olan diğer sayılar olan 1 ve 2 den herhangi biriyle etkileşerek yeni bir sayının, yani sentezin türemesine sebep olur.
Düşüncelerimizi, düşünme sistemimizi detaylı bir şekilde gözlemleyebilirsek, yukarıdaki açıklamaya ne denli uygun olduğunu fark ederiz.
Tamamen hayalî bile olsa, aklımızda bir düşünce belirdiğinde son derece hummalı bir reaksiyon başlar bu düşünce üremeye ve gelişmeye başlar. Tüm yaşamımız aslında bu tür üretmelerle süregitmektedir.
Eğer üretimde eğilim, antitez olarak olumlu düşünceleri kullanmaksa sentezler de olumlu yönde gelişecek ve nihayetinde karakter dediğimiz ve uyguladığımız etkilere, dolayısı ile de oluşabilecek sonuçlara yol açan niteliğimizi de olumlu şekillendirecektir.
Aksi durumda ise, antitez olarak kullanılan olumsuz düşünceler karakterimizi olumsuz şekillendirecektir.
Buraya kadar tanımladığımız durum fiziksel bir etki ve/veya tepkiye yol açmadığı için düşünsel boyutta üretilen hiçbir sentezi (kendimizde olmadığı sürece) iyi ya da kötü olarak adlandıramayız, çünkü deneyimleyemez ve dolayısı ile de niteleyemeyiz.
Ancak, bu sentezler kendimizde gerçekleşmekte ise durum değişmektedir. Kişi çok net olarak, düşüncelerinde gerçekleşmekte olan olumsuz sentezlerin kendi bakış açısı ve gündelik yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin farkındadır.
Örnek vermek gerekirse:
Kıskançlık gibi bir duyguyu açığa çıkaran düşünce yapısı, kişinin kendi yaşamını sürdürmek için gerçekleştirmesi gereken eylemlerinde atalete yol açacağı, yaşamının büyük bir kısmını işgal ederek kişisel yaşam kalitesini düşüreceği herkesin malumudur.
Ya şehvet duygusunu veya tamahkarlığı açığa çıkaran düşünce yapıları?
Bunlar ve benzeri düşünce yapıları dışa yansıtılmazsa toplumda gözlemlenmesi kolay bir etkiye sebep olamayacağı için iyi ya da kötü olarak adlandırılamayacaktır. Ama ya o düşünce yapılarına sahip olan insanlar için durum nedir?
Düşünsenize, kıskanç biri kahvaltı ederken, sevdiğinin bir başkasıyla olduğu düşüncesi aklına takılırsa… Kahvaltıya devam edemez, nabzı yükselir, tansiyonu yükselir, ne yapacağını bilemez bir şekilde sağa sola seğirir vs.
Şehvet de benzer bir mekanizmaya sahiptir. Biriyle ilgili şehevi duyguları depreştiğinde insan adeta hiçbir şey yapamaz hale gelir. Duygulara obje olan şey saplantı halini alır, kıskançlığa benzer şekilde nabız ve tansiyon yükselir, doğru düşünme yetisini kaybeder vs.
Tamahkar birinin, komşusunun kendisinden daha iyi bir televizyona sahip olduğunu öğrendiği an da olan aynı şehvet veya kıskançlıkta gerçekleşenlerdir.
Bu örnekler dışa yansıtılan eylemler içermeseler bile görece dışa yansıtıldığını söyleyebileceğimiz bir odağa, düşünce sahibinin bedenine yansıtılır. Yaşamın akışının doğrusallığını bozan sonuçlara yol açar.

Şimdi siz karar verin! Düşünce iyi ya da kötü olabilir mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder