Her ne
kadar görece olduğu inkar edilemez kavramlar da olsalar, iyi ya da kötü dediğimiz her şeyi sonuçlara göre tanımladığımız şüphe götürmez bir gerçektir.
Yani;
herhangi bir şeyi sebep olduğu ve/veya doğurduğu duruma göre değerlendirir ve
adlandırırız. Aslında eylemlere değil, oluşturdukları sonuçlara iyi ya da kötü
deriz.
Çekiçle
vurma eylemi mesela. Cevize vurursak, besleyici bir sonucu olması sebebiyle
iyidir. Vazoya vurursak, yok eden bir sonuca yol açtığı için kötüdür. Her iki
durumda da kullanılan alet ve güç miktarı aynıdır.
Bu
durumu etki ve etkileyen yönünden gözlemlediğimizde yukarıdaki durum söz
konusu. Peki, etkilenen açısından da ele alırsak benzer bir şekilde farklı
sonuçlar elde edilebilir mi?
Evet.
Yine çekiçle vuralım, ama bu kez de cama. Eğer alelade bir pencere camına
vurursak darmadağın olur ve bu durum kötüdür. Ama aynı çekiç ve aynı güç
sertleştirilmiş cam üzerinde tamamen etkisiz kalacaktır ve bu durumu da yol açtığı
sonuç itibarı ile değerlendirmemiz gerekirse; sonuç anlamsızdır. Çünkü hiçbir
şey değişmemiştir.
İnsan
ilişkilerinde de durumun değişkenleri daha fazla da olsa aynıdır.
Sokağa
çıkıp önümüze çıkan herkese aynı tonlamayla aynı kelimeyi söylesek, herkesin
farklı tepki vereceği kesindir.
Ancak,
tüm değişkenlere rağmen bir sabit de söz konusudur. Sabit, etkinin
gerekliliğidir. Her hangi bir sonuç elde edebilmek için mutlaka gerekli olan
tek şey etkidir. Etki yoksa sonuç da yoktur.
Sonuç
yoksa İYİ ya da KÖTÜ kavramları da var olamaz!
Peki,
ama maddi olmayan durumlar söz konusu olamaz mı? Düşünsel boyutta iyilik ya da
kötülükten bahsedilemez mi? Böyle bir durumun olabilirliğini kabul etmek sonucu
olmayan şeylerin de kötü olabileceğini kabul etmemize sebep olur ki, bu da
yukarıdaki önermeyle çelişir.
Bu
çelişkiden kurtulmanın iki yolu olabilir. Ya ilk önermeden vaz geçmek, ya da
düşünsel boyutta sonuçların oluşabileceğini kanıtlamak.
Diyalektik
bize sentezin tez ve antitezden türediğini ve her sentezin aynı zamanda bir tez
olduğunu söyler. Tez söz konusu olduğunda ise her antitezin senteze yol açacağı
kesindir.
Bu
durum düşünsel boyutta da böyledir. Hiçbir düşünce tek başına varlığını
sürdüremez. Mutlaka bir antitezi vardır ve sentez türetir. Daha önce dediğimiz
gibi her sentez türediği an tez niteliği kazanır.
Daha
basit bir anlatımla, 1 bir sayıdır ve 2 de bir sayıdır. Bunları toplarsak 3ü
elde ederiz ki 3 bir sonuçtur ama türediği an bir sayı niteliği kazanır ki
zaten elimizde olan diğer sayılar olan 1 ve 2 den herhangi biriyle etkileşerek
yeni bir sayının, yani sentezin türemesine sebep olur.
Düşüncelerimizi,
düşünme sistemimizi detaylı bir şekilde gözlemleyebilirsek, yukarıdaki
açıklamaya ne denli uygun olduğunu fark ederiz.
Tamamen
hayalî bile olsa, aklımızda bir düşünce belirdiğinde son derece hummalı bir
reaksiyon başlar bu düşünce üremeye ve gelişmeye başlar. Tüm yaşamımız aslında
bu tür üretmelerle süregitmektedir.
Eğer
üretimde eğilim, antitez olarak olumlu düşünceleri kullanmaksa sentezler de
olumlu yönde gelişecek ve nihayetinde karakter dediğimiz ve uyguladığımız
etkilere, dolayısı ile de oluşabilecek sonuçlara yol açan niteliğimizi de
olumlu şekillendirecektir.
Aksi
durumda ise, antitez olarak kullanılan olumsuz düşünceler karakterimizi olumsuz
şekillendirecektir.
Buraya
kadar tanımladığımız durum fiziksel bir etki ve/veya tepkiye yol açmadığı için
düşünsel boyutta üretilen hiçbir sentezi (kendimizde olmadığı sürece) iyi ya da
kötü olarak adlandıramayız, çünkü deneyimleyemez ve dolayısı ile de
niteleyemeyiz.
Ancak,
bu sentezler kendimizde gerçekleşmekte ise durum değişmektedir. Kişi çok net
olarak, düşüncelerinde gerçekleşmekte olan olumsuz sentezlerin kendi bakış
açısı ve gündelik yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin farkındadır.
Örnek
vermek gerekirse:
Kıskançlık
gibi bir duyguyu açığa çıkaran düşünce yapısı, kişinin kendi yaşamını sürdürmek
için gerçekleştirmesi gereken eylemlerinde atalete yol açacağı, yaşamının büyük
bir kısmını işgal ederek kişisel yaşam kalitesini düşüreceği herkesin
malumudur.
Ya
şehvet duygusunu veya tamahkarlığı açığa çıkaran düşünce yapıları?
Bunlar
ve benzeri düşünce yapıları dışa yansıtılmazsa toplumda gözlemlenmesi kolay bir
etkiye sebep olamayacağı için iyi ya da kötü olarak adlandırılamayacaktır. Ama
ya o düşünce yapılarına sahip olan insanlar için durum nedir?
Düşünsenize,
kıskanç biri kahvaltı ederken, sevdiğinin bir başkasıyla olduğu düşüncesi
aklına takılırsa… Kahvaltıya devam edemez, nabzı yükselir, tansiyonu yükselir,
ne yapacağını bilemez bir şekilde sağa sola seğirir vs.
Şehvet
de benzer bir mekanizmaya sahiptir. Biriyle ilgili şehevi duyguları
depreştiğinde insan adeta hiçbir şey yapamaz hale gelir. Duygulara obje olan
şey saplantı halini alır, kıskançlığa benzer şekilde nabız ve tansiyon
yükselir, doğru düşünme yetisini kaybeder vs.
Tamahkar birinin, komşusunun kendisinden daha iyi bir televizyona sahip olduğunu
öğrendiği an da olan aynı şehvet veya kıskançlıkta gerçekleşenlerdir.
Bu
örnekler dışa yansıtılan eylemler içermeseler bile görece dışa yansıtıldığını
söyleyebileceğimiz bir odağa, düşünce sahibinin bedenine yansıtılır. Yaşamın
akışının doğrusallığını bozan sonuçlara yol açar.
Şimdi
siz karar verin! Düşünce iyi ya da kötü olabilir mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder