ETIMOLOJİK VE TEOLOJİK AÇIDAN "ALLAH" KAVRAMI VE DİLSEL DÖNÜŞÜMÜ
1. Etimolojik Köken ve Semitik Diller Arası Geçiş
"Allah" lafzı (Arapça: ٱللَّٰه), tarihsel ve filolojik olarak İbrahimî geleneklerin filizlendiği Semitik (Sami) dil ailesinin ortak bir mirasıdır. Köken silsilesi tarihsel olarak şöyle izlenebilir:
Akadca: Ilu (Tanrı / İlahi varlık)
Kenanca / Ugarit Dili: El veya İl (Baş tanrı, her şeye kadir yaratıcı)
İbranice: Eloah (אֱלוֹהַּ) ve çoğul/tazim formu olan Elohim (אֱלֹהִים)
Aramice / Süryanice: Elah / Elaha (אֱלָהָא)
Arapça: Al-Ilāh (الإله - Belirli olan, bildik Tanrı) $\rightarrow$ Zamanla kaynaşarak (idgam) Allah (اللّه).
Etimolojik Not: El veya İl kökü, günümüzde kullanılan birçok meleki ve insani ismin sonunda varlığını sürdürmektedir: Gabri-el (Cebrail), Mika-el (Mikail), Azra-el (Azrail), Isra-el, Isma-el (İsmail), Emanu-el vb.
Sözcüğün Arapçadaki yapısı üzerine iki ana görüş bulunur:
Çoğunluk Görüşü (Arap Dilbilimciler): Kelime Arapça "ilâh" (kulluk edilen, yüceliği karşısında hayrete düşülen) kelimesinin başına belirteç edatı olan "al-" (harf-i tarif) getirilmesi ve zamanla "Al-ilāh"ın sık kullanım nedeniyle "Allah" şekline dönüşmesidir.
Ödünç Kelime Görüşü: Kelimenin doğrudan Doğu Aramicesinden (Elaha) veya İbraniceden (Eloah) Arapçaya geçmiş özel bir isim olduğu yönündedir.
2. İslam Öncesi ve Tarihsel Kullanım
"Allah" kelimesi İslam öncesinde de mevcuttu:
Ortadoğu Hristiyanları ve Yahudileri: MS 6. yüzyıl Arapça yazıtlarında ve Pre-İslam döneminde Arami, Süryani ve Maruni Hristiyanlar ile Yemen Yahudileri Tanrı için "Allah" lafzını kullanmaktaydılar.
Cahiliye Dönemi Mekke Panteonu: İslam öncesi Mekke'de "Allah", putlarla temsil edilmeyen, evrenin yaratıcısı kabul edilen ancak diğer alt tanrıların (el-Lat, el-Uzza, el-Menat) üstünde bir "Baştanrı" konumundaydı.
Türkçe İslam Literatürü: Karahanlı döneminden (11. yy) kalma ilk Türkçe İslami metinlerde "Allah" lafzı yerine öz Türkçe olan Teŋri, Bayat ve İḏi sözcükleri tercih edilmiştir.
3. Çeviri Metinleri ve Kavram Karmaşası (Kitab-ı Mukaddes Örneği)
Kelimenin çeviri tarihindeki serüveni, metinlerin aslından uzaklaşıldığında nasıl bir kavramsal anlam kayması yaşandığını gösterir.
Örneğin, Ali Bey'in (Wojciech Bobowski) 1665 tarihli ilk Türkçe Kitab-ı Mukaddes çevirisinde Yaratılış (Tekvin) bölümü şöyle aktarılmıştır:
"Yaratılış 1:3 - Bu kez Allah Teʿâlâ aydınlık olsun dėdi de aydınlık oldu."
"Yaratılış 2:5 - ...zîrâ Taŋrı Allah Teʿâlâ dahi yer üzerine yağmur yağdırmadı..."
Günümüzde kullanılan Türkçe Kitab-ı Mukaddes metinlerinde ise Orijinal İbranice metindeki üç ayrı kavram girmekte ve çoğu zaman tek bir sözcükle eritilmektedir:
YHVH (YAHWEH): Tanrı’nın özel niteliksel adı. Türkçe çevirilerde RAB (hepsi büyük) olarak yazılır.
ADONAI: "Efendim, Sahibim" anlamına gelen unvan. Türkçe çevirilerde Rab (baş harfi büyük) olarak yazılır.
ELOHIM: Tanrı/İlah kelimesinin tazim formu. Türkçe çevirilerde genellikle Tanrı olarak çevrilir.
Mütercimlerin bu nüansları tek bir kelimede eşitlemesi, okuyucunun metnin derinliğindeki bağlamı kaybetmesine neden olabilmektedir.
4. Sonuç: Sözcük Kabuğundan Hakikat Özüne
Etimolojik ve tarihsel veriler göstermektedir ki; kelimeler zaman, coğrafya ve diller arasında biçim değiştiren, evrilen ve taşınan kaplardır.
Asıl olana değil de sadece o anki kelime formuna saplanıp kalmak, bir Torah uzmanının da ifade ettiği gibi insanı bir tür "Kelime Fetişizmi"ne sürükler. Sözcüklerin kabuğuna takılmak; kavramların arkasındaki o evrensel hakikati, yani kaynağı ıskalamak demektir.
Bu nedenle metinleri mümkün mertebe çok dilli, köken bilimsel ve tarihsel bağlamı içinde okumak zihinsel bir zorunluluktur.
Nitekim yazıldığı üzere:
"Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak." (İncil, Yuhanna 8:32)