26 Mayıs 2022 Perşembe

 Zaman

Beraberinde akan hayat
Azaldıkça hayat
Azalan güç, takat
Artan hikmet
Anlaşılamayan kıymet
Doğan tezat
Vefat
Nihayet
Kıyam et.

4 Mayıs 2022 Çarşamba

 Çocuk diyorlar bana!..

Bilmiyorlar, yitirdiğimi çocukluğumu.
Çocuk diyorlar bana!..
Oysa;
Unutamıyorum yapılanları...
Bir çocuk gibi.
Oynayamıyorum tekrar;
Beni dövenle.
Bir çocuk gibi.
Çocuk diyorlar bana!..
Uyanamıyorsam her sabah yeni bir güne
Ve
Taşıyorsam her dünü yarına...
Yanılıyorlar
Çocuk diyenler bana.

21 Eylül 2020 Pazartesi

Allah İslam öncesi dönemde politeistik Mekke panteonunda bir put ile temsil edilmeyen tek ilah ve bir baştanrı idi.

 

Allah:Ar allāh الله  [#Alh] bir tanrı adı ~ Aram elah, ēlāhā אֶלָהּ, אֵלַהּ  [#Alh] a.a. ~ İbr eloah אֶלוֹהּ Tevrat tanrısının adlarından biri < İbr/Aram el אֶל  [#Al] tanrı, özellikle Kenan halkının tanrısı ≈ Akad ilu bir tanrı adı

→ ilah

Not: İbranicede zuhur eden -ah eklentisinin anlamı tartışılmıştır. Bir dişil eki olma ihtimali gözardı edilemez. • Karahanlı döneminden (11. yy) günümüze kalmış olan Türkçe İslami metinlerde Allah adına rastlanmaz, teŋri, bayat, iḏi sözcükleri kullanılır. Ancak 10. yy'dan itibaren Türkçe kullanıma girmiş olan çok sayıda Arapça İslami terim göz önüne alındığında bu adın yokluğu tesadüf olarak değerlendirilmelidir.
Kaynak:
Nişanyan etimolojik sözlük

Allah:[a] (Arapçaٱلل‍َّٰهromanizeBu ses hakkında Allāh (yardım·bilgi), Arapça telaffuz: [ɑɫˈɫɑː(h)]), İbrahimî dinlerde geçen tek Tanrı'yı ifade eden Arapça sözcük.[2][3][4] Allah ismini Müslümanlar dışında ana dili Arapça olan Yemen Yahudileri ve bazı Mizrahi Yahudileri toplulukları ile Malta'da yaşayan Roma KatolikleriOrta Doğulu Semitik Hristiyanlar olan AramilerMarunilerSüryaniler ve Keldaniler de kullanır.[5]

Allah kelimesinin Arapça bir kelime olmadığı iddiası mevcuttur[10] ve kelimenin kökeni klasik Arap dilbilimciler tarafından yoğun olarak tartışılmıştır.[11]

MÖ 2000’lere dayanan Kenan panteonunda “El” ya da “İl” baştanrı konumundaydı. El her şeye kadir, ezeli ve ebedi, yer ile gökteki her şeyin tek hakimi, her şeyi yaratan, yaratıcı, antlaşma yapan ahit tanrısı vs. gibi niteliklere sahipti. El tanrısı Aramiceye Eloh veya Elaha ve İbraniceye Eloah olarak geçmiş, Yeni Ahit’te “Eli” ve “Elohi” tanrı anlamında kullanılmıştır. İl veya El sonu el veya il ile biten isimlerde görülmeye devam etmektedir. Gabri-elMika-elAzrailİsrafil, İsrael, Yişmael (İsmail), Emanuel vb.[12] İslam öncesi Arapça yazıtlarda Hristiyanların MS 6. yüzyılda El ve Eloha kelimelerini kullandıkları bilinmektedir.[5]

Basra okulu onu irticali bir kelime veya gizli, yüce gibi anlamlara gelen “lyh” kökünden türemiş “lah”ın belirgin formu olarak değerlendirmişlerdir. Diğerleri ise kelimeyi Eski Suriye dili veya İbraniceden ödünç alınma, çoğunluk ise Arapça Al-ilah’ın kısaltılarak Allah şekline dönüştürülmesi olarak kabul etmişlerdir. Alimlerin çoğunluğu sonuncu teoriyi benimser ve ödünç kelime teorisine şüpheyle yaklaşır.[13][14]

Allah anlayışı Mekke dininde belirsiz bir anlama sahipti.[15][16] Allah veya ilah sözcüğü bir isim veya unvandan daha çok bir sıfat olarak kullanılmış olabilirdi.[15][17] Allah İslam öncesi dönemde politeistik Mekke panteonunda bir put ile temsil edilmeyen tek ilah ve bir baştanrı idi.[18] Güney Arabistan tanrılarından el-Lâtel-Uzzâ ve el-Menât Kur'an'da da anlatıldığı şekliyle [19] Allah'ın kızları olarak anılıyorlardı.
Kaynak:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Allah

Allah:
Etimoloji. Allah kelimesinin etimolojisi üzerinde İslâm bilginleri, Arap dili uzmanları ve müsteşrikler tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kelimenin herhangi bir kökten türemiş olmayıp sözlük mânası taşımadığı ve gerçek mâbudun özel adını teşkil ettiği, yahut sözlükte bir anlamı olsa bile gerçek mâbuda ad olunca bu anlamı kaybettiği genellikle benimsenmektedir. Bununla birlikte onun çeşitli köklerden türemiş olabileceğini söyleyenler de vardır. Bu ikinci grubun görüşleri şöyle özetlenebilir: a) İlâh kelimesinden türemiş olup başına harf-i ta‘rif getirilmiş, bir taraftan el-ilâh şeklinde dildeki yerini almışken diğer taraftan kullanım sırasında dile kolaylık sağlamak maksadıyla asıl kelimenin hemzesi kaldırılmış, lâmlar birleştirilmiş (idgam) ve azamet ifade eden kalın bir ses verilerek Allah tarzında okunmuştur. İlâh kelimesi ise “kulluk etmek” mânasındaki elehe-ye’lehu veya “hayret ve şaşkınlık içinde kalmak, gönülden bağlanıp sığınmak” anlamındaki elihe-ye’lehu ve velihe-yevlehu kökünden ism-i mef‘ûl mânasında bir masdar olup “tapınılan, yüceliğinin karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp sığınılan” mânalarını ifade eder. Ancak ilâh, hak mâbud için olduğu gibi bâtıl tanrılar için de kullanılmıştır (bk. İLÂH). b) “Gizlenmek, duyu idrakinin fevkinde olmak” anlamındaki lâhe-yelîhu kökünden leyh  lâh kelimesinden türemiş olup “duyu idrakinin ötesinde bulunan” demektir. Lâh kelimesinin başına harf-i ta‘rif getirilerek lâmlar birleştirilmiş ve Allah kelimesi elde edilmiştir. c) Daha çok yabancı yazarların gösterdiği bir temayüle göre Allah lafzı, Câhiliye Arapları’nın putlarından olan el-Lât (اللات) veya Ârâmîce elâhâ (الاها) kelimelerinden alınmıştır.

Allah kelimesinin etimolojisi hakkında ileri sürülen ve sayısı otuza yaklaştığı kaydedilen (bk. Lisânü’l-ʿArab ve Tâcü’l-ʿarûs, “elh” md.leri; Râzî, I, 121-127) eski farklı görüşler ve bunlara ilâve olarak öne sürülen yeni iddialar (bk. Cevâd Ali, VI, 23-24, 116-118), başta Kur’ân-ı Kerîm olmak üzere İslâm literatürünün sunduğu Allah anlayışı karşısında fazla bir önem taşımaz. Bununla birlikte ortaya konan bütün görüş ve iddialar bir arada değerlendirildiği takdirde kelimenin zengin mânalı ve Arapça asıllı ilâh lafzından türemiş olduğu kanaati ağır basacaktır. Allah kelimesi İslâm öncesi Arap dili ve edebiyatında “ilâh, tanrı” anlamında kullanılmış ise de (aş.bk.) bu kullanımın konu ile ilgili İslâmî nasların semantik örgüsünden anlaşılan Allah kavramıyla münasebeti yok denecek kadar azdır. İslâm bilginleri bu kelimenin tarifini, aynı anlama gelen bazı kelime farklılıklarıyla şu şekilde yapmışlardır: “Allah, varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere lâyık bulunan zâtın adıdır” (الله اسم للذات الواجب الوجود والمستحق لجميع المحامد) (Tehânevî, “el-ulûhiyye” md.). Tarifteki “varlığı zorunlu olan” kaydı, Allah’ın yokluğunun düşünülemeyeceğini, var olmak için başka bir varlığın desteğine muhtaç olmadığını ve dolaylı olarak O’nun kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu; “bütün övgülere lâyık bulunan” kaydı ise yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarla nitelendiğini anlatmaktadır. Allah kelimesi İslâmî naslarda bu tarifin özetlediği bir kavram haline gelmiş, gerçek mâbudun ve tek yaratıcının özel ismi olmuştur. Bu sebeple O’ndan başka herhangi bir varlığa ad olarak verilmemiş (bk. Meryem 19/65), gerek Arap dilinde gerekse bu lafzı kullanan diğer müslüman milletlerin dillerinde herhangi bir çoğul şekli de oluşmamıştır.
İslâm öncesinde Araplar’ın puta taptıkları bilinmektedir. Kur’an’da bu konuya sık sık temas edilmekte, bazı âyetlerde putların isimlerinden de söz edilmektedir (meselâ bk. en-Necm 53/19-20; krş. el-A‘râf 7/180; Râzî, Tefsîr, IV, 477). Bununla birlikte onların, muhtelif kabilelere ait olmak üzere sayısı yüzlerle ifade edilen putların üstünde bir yüce tanrının bulunduğu inancını taşıdıkları da anlaşılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, onların deyişiyle “Allah”, “azîz” ve “alîm” diye adlandırdığı bu yüce tanrının kendilerini ve bütün kâinatı yarattığına, güneşi ve ayı belli bir nizama bağladığına, yağmur yağdırmak suretiyle yeryüzünü canlıların beslenmesine elverişli hale getirdiğine inandıklarını haber vermekte (meselâ bk. el-Ankebût 29/61, 63; ez-Zuhruf 43/9), ayrıca onların bu Allah adına yemin ettiklerini (el-En‘âm 6/109; en-Nahl 16/38), hayatlarının sıkıntılı ve tehlikeli dönemlerinde O’na sığındıklarını (el-En‘âm 6/40-41; Yûnus 10/22) ve O’nu Kâbe’nin rabbi kabul ettiklerini (Kureyş 106/3) ifade etmektedir. Yine Kur’an, Câhiliye Arapları’nın bu yüce tanrı (Allah) inancının yanında putlara tapmalarının, putların kendilerini Allah’a yaklaştıracağı ve O’nun nezdinde şefaatçi olacağı kanaatine bağlı olduğunu haber verir (bk. Yûnus 10/18; ez-Zümer 39/3). Diğer bazı âyetler, Câhiliye Arapları’nın “yüce tanrı” anlamındaki Allah inancının başka belirtilerine de temas eder (bk. Cevâd Ali, VI, 104-105).
Kaynak:
https://islamansiklopedisi.org.tr/allah#1

Allah:
Etimolojik olarak, Allah ismi muhtemelen Arapça al-Ilāh , "Tanrı" nın kısaltılmış halidir . İsmin kökeni , İbranice İncil'de ( Eski Ahit ) kullanılan tanrı kelimesinin il , el veya eloah olduğu en eski Semitik yazılara kadar izlenebilir . Allah, Tanrı için standart Arapça kelimedir ve Arapça konuşan Hıristiyanlar ve Yahudiler ile Müslümanlar tarafından kullanılır. Özellikle İslam ile kelimenin dernek İslam'ın kutsal dili olarak Arapça'nın özel statü gelen kutsal ,Kur'an : orijinal dilinde Kur'an Allah'ın değişmez kelime olarak kabul edilir, çünkü Tanrı'nın kendini tarif inanılmaktadır Arap dili olarak Allah'ın .
Kaynak:
https://www.britannica.com/topic/Allah

Yaratılış 1:3 bu kez Allah Teʿâlâ aydınlık olsun dėdi de aydınlık oldu
Yaratılış 2:5 ve henüz yerde olmayan 
sahrânıŋ cümle fidânlarını hem bitmezden evvel tarlanıŋ cemîʿ otunu zîrâ Taŋrı Allah Teʿâlâ dahi yer üzerine yağmur yağdırmadı ve yeri nadas ėtmek içỉn âdam yok idi

1665 Ali Bey çevirisi. (İlk Türkçe tercümedir.)

Bunun da yanısıra kullanageldiğimiz Kitab-ı Mukaddes'te kullanılan "RAB" "Rab" "rab" aslen üç farklı kelimedir (YAHWEH, ELOHİM ve ADONAİ). Mütercimler bu üç kelimenin de aslını kullanmamayı tercih etmişler ve hepsine de rab demişlerdir. Bu ve benzeri bir çok değişiklik mevcuttur.

Aslı bırakarak kelimelerle oyalanmak, kelimelerde huzur bulmak veya kelimelerden rahatsız olmak; bir Torah uzmanının bana söylediği "KELİME FETİŞİSTİ" olmamıza yol açabilir.

Nacizane önerim kitabı çok dilli okumaya çalışmaktır. Nitekim; " Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak" diye yazılmıştır.

SELAMETLE KALIN

 

25 Kasım 2016 Cuma

Merakımı celbetmiştir her daim!

Bu tür yazıları alıntılayıp paylaşanlar inanırlar mı bu sözlere? Uygulamaktan bahsetmiyorum. O, insanoğlunun genellikle zorlandığı bir konudur ve zaten çoğunlukla da insanları yaptıklarından ziyade düşündükleri, inandıkları ve/veya söylediklerine göre değerlendiririz.
-Çünkü; ziyadesiyle yüzeyselleşmiş bir ilişkiler yumağı içinde yuvarlanmaktayız. İnsanların eylemlerini gerçekten ve derinlemesine deneyimleyebilecek denli uzun ilişkilerimiz olamıyor maalesef. Hal böyle olunca da tüketim toplumu temayüllerine göre ilişkileri de hızla alıyoruz hayatlarımıza ve çıkarıyoruz.- Peki ama; yandaki resimden yola çıkacak olursak "sadakası olsun" denilen iyiliklerin yapıldığı kişilerin hiç mi iyiliği olmamıştır bu zat-ı muhteremlere.


Hep mi mazlumdur bu ve benzeri sözleri paylaşanlar? Hiç mi zulme ortak olmamışlardır? Hadi bunu da geçtim, bir de kendisini Hıristiyan olarak addedenler paylaşmıyorlar mı bu türden laf-ı güzafları; işte o zaman gerçekten diyorum ki: -Bu ne yaman çelişki anne.


Matta 19:17 Ve İsa ona dedi: "Acaba neden bana iyi diyorsun? Birden yani Tanrı'dan başka hiç kimse iyi değil.
 Diyen bir Mesih'in takipçiliğini ad olarak taşıyan birinin böylesi laflar etmesi ne denli gerçekçi ve inanılır olabilir?

30 Nisan 2016 Cumartesi

İnsanoğlu

Ne komiktir değil mi İNSANOĞLU!?..

Bu gün cadde kenarından yürürken, hatalı sollama yapan bir araç yüzünden tüm şoförler kornaları tüm gücüyle öttürdüler. Ben ise: -Ne bağırıyorsunuz? Bağırtı sorunu çözüyor mu? dedim kendi kendime.
Hemen akabinde: -Sen ne yapıyorsun sanki? Doğrudan seni ilgilendiren sorunlarda adeta yeri göğü inletmiyor musun? Gücün yetiyorsa yıkıp dökmüyor musun? Tokatlamıyor, dövmüyor musun?
Utandım doğrusu kendimden. Geçmişimdeki şiddet içerikli tavırlarım geldi aklıma, içim acıdı.
Klasik otomatik savunma mekanizmaları devreye girdi hemen.
-Her kes çok mu farklı sanki? Nihayetinde senin de bu şiddet eğilimli toplumun bir unsuru olarak, şiddete yatkın olman kaçınılmaz.
Tabii ki bu son derece saçma ve hatta benle çelişen bir savunma. Uzun yıllar boyunca kestiğimin kesik kalması için çalıştım. Daima olmasa da genellikle de beceriyorum diyebilirim.
Yine de savunma mekanizması devreye girmişti bir kez ve sürüyle düşünce üşüşüyordu beynime.
Bak şuna; çok değil, bir bir buçuk yıl önce karı pazarlıyor dediği ve iletişiminin dahi olmasını istemediği adamla bu gün yan yana resim çektirip sosyal medyada paylaşıyor. Bir başkası ile aynı iş yerinde çalışmaya başladı, ki onun için de demediğini bırakmamış ve hatta suratına tüküreceğini falan söylemişti. Ya bu gün ne değişti de aynı iş yerinde aynı bölümde çalışmaktaydı. vs. vs.
Tüm bunlar ben'e savunma olamaz tabii ki. Tüm sen'ler ne yaparlarsa yapsınlar, kendileri dahil her kese ne denli iki yüzlü davranırlarsa davransınlar, ben yanlışım.
Tek tesellim henüz diriyim, farkındayım ve özellikle kendime karşı, ama her kese karşı iki yüzlülükten vazgeçebilmek için çaba sarf ediyorum;.

8 Nisan 2015 Çarşamba

ÖNCE SİZ ÖĞRENİN

Çocuklarınızı iyi eğitin. Ayrım yapmayın kızlarınızla oğullarınız arasında. İnsan olarak yetiştirin.
Namuslu olun ki örneği sağlam olsun. Kaygılanmayın, siz namusluysanız sizi örnek alacaktır.
Kısa giymenin avantaj ve dezavantajlarını öğretin. Kararı kendi versin ve saygı gösterin.
Kıskançlığın güvensizlikten kaynaklandığını, kıskanılan mı, güvenilen mi olmak istediğini sorun.
Gururlanılması gerekenlerin olumsuz sonuçlar üretemeyeceğini, üretiyorsa kötü olduğunu, gururlanmamasını öğretin.
Arayıp, neredesin kiminlesin vs. diyen biri ileyse seçiminin neden yanlış olduğunu öğretin, ama seçimine saygı duyun.
Aldatmak aldatılmayı doğurur. Öğretin.
İnsanlığı öğrenirse cinselliği zaten biliyor, saygılı olacaktır. Güvenin.
Onlar çocuk değil, küçük insanlardır. Konuşurlarsa dinleyin ve anlamaya çalışın.
Anlattıklarına inanın ve güvenin. Sizin onlara gösterdiğiniz güven, gelecekte onların diğer insanlara gösterecekleri güvenin temelini oluşturacaktır. İnanın.
Paylaşımlarını önyargısız doğru değerlendirin. Siz ona ne denli adil olursanız o denli adil bir dünyanın temelini atmaktasınız. Unutmayın.
Anlatın, öğretin, uyarın, ama yargılamayın. Hatalarının bedeli olduğunu öğretmeden bedel ödetmeyin. Hatalarının sebep sonuç ilişkisini içselleştirirse, o da hata yapmak istemeyecektir. Emin olun.
Paylaşın. İşleri, mutlulukları, hüzünleri… Unutmayın ki sizi ilgilendiren her şey onları da ilgilendirir. Paylaşımınız oranında sosyalleşir ve yalnız kalmayacak bireyler yetiştirmiş olursunuz.
Sorumluluk verin ama sorumluluk yüklemeyin. Neyi, niye ve nasıl yapması gerektiğini öğretin. Aileye yardımcı olmayı o da isteyecektir.
Özgür kılın. Ama akılcı sınırları öğretin. Yaşam, hiçbir konuda sınırsız olanak sağlamaz. Sınırları bilirse olanaklarını verimli kullanır.
“Kadın da insandır, duygu mekanizması farklı da olsa insandır.” kavramını öğretin. Kadın ve erkek sadece arkadaş da olabilirler, her karşı cins ilişkisi yatak içermez. Öğretin.
Dokunun, sarılın, kucaklayın, değer verin ve bunu gösterin çocuklarınıza. Ki sevgiyi öğrenmek zorunda kalmasınlar. Yaşasınlar.
Konuşun, sohbet amaçlı, paylaşım amaçlı... Öğüt vermek yerine deneyimlerinizi paylaşın; Güvenin, bırakın o seçsin doğruyu.
Sahip çıkmak, sahiplenmek vb.nin gereksiz olduğunu, insanın insanlığın parçası olduğunu öğretin. Gücünü kontrol etmeyi, yardım için kullanmayı ve insanlık içindeki yerini öğretin.
Küçük veya büyük, fakir veya zengin, aşağılık veya asil tümünün insanlık bütününün unsurları olduğunu ve fonksiyonlarının gerekliliğini öğretin.
Bunları öğretirseniz bir insan yetiştirirsiniz ama siz bilmiyorsanız nasıl öğretirsiniz?

Önce siz öğrenin!

29 Mart 2015 Pazar

NEDEN

Neden insanlara durmaksızın: Yanlışsın, çünkü benim gibi düşünmüyor ve benim inandığıma inanmıyorsun. Diyoruz.
Ve neden bizim gibi olması için sürekli baskı uyguluyoruz?
Biz bizim gibilerin arasında böylesine mi büyük bir yalnızlık içindeyiz?
Yo, -Onlar doğruya gelsinler ve rahat etsinler diye. Demeyin sakın, inanmam.
En hafif şekliyle ahmaklıkla itham ederim sizi.
Daha ağır haliyle ise, -Yalancısınız. Derim yüzünüze karşı.

Her birimiz hayatımızda çok net olarak deneyimlemişizdir ateş ve yakıcılığını. Bazılarımız ateşle değil belki, ama istisnasız herkes böylesi bir deneyim yaşamıştır.

Çocuktum, evimizde odun sobası vardı. Ve alevlerin hareketi, rengi vb. nitelikleri olağanüstü bir şekilde tüm benliğimi cezbediyordu. Benim sobaya doğru yaptığım her hamlede babam: -Hayır, yanarsın. Diyordu. Sayısını hatırlayamayacağım kadar çok tekrarlanmıştır bu döngü. Ama sonunda zafer benim oldu, babamın fark etmediği bir an kucakladım sobayı. Babam çıldırmış gibiydi beni koruyamadığı için, annemse: -Şimdi tamam işte. Dedi -Artık öğrendi ve bir daha dokunmayacak.
Yani
-Bir musibet bin nasihatten iyidir.
-Deneyimlemediğin bilgiye sahip değilsindir.

Şimdi...
Bu meselden yola çıkarsak, hangisi daha iyidir ve doğru sonuç doğurur?
Yanlış olduğunu düşündüklerinizin hayatını çekilmez hale getirircesine kafasının etini yemeniz mi?
Yoksa doğruluğunuzu yaşayarak örnek olmak mı?
Yaşamının tamamını, karanlıkta geçirmiş birine ışığı anlatmaktan daha büyük bir abesle iştigal düşünemiyorum. Adamı aydınlığa çıkarsanız veya aydınlığı adama gösterseniz çok daha gerçekçi ve etkili olmaz mı? Yıllarca da anlatsanız, o karanlıktaki adamın deneyimlemediği bir şeyi kabul etmesini nasıl umabilirsiniz? Kaldı ki, kabul etse bile ancak dogma olarak kabul eder.

"Bir yolun doğru olup olmadığı, onu izleyenlerin sayısıyla belirlenir." gibi aptalca bir düşünce içinde iseniz şuna ne diyeceksiniz, merak ediyorum doğrusu?

Oldukça çok sayıda insan
Deodorantların kullanımının doğru olduğunu hayatlarında uygulayarak savundular.
Ve sonuç?
Katliam denebilecek düzeyde dünyanın dengesine olumsuz katkıda bulundular.

Oldukça çok sayıda insan
Kâfirlerin Allah'a kazandırılması gerektiğine inanarak Allah adına, inanmayanları temizlemek için canla başla çalıştılar.
Ve sonuç?
İzleri hala silinemeyen, köklü kinler oluşturmuş soykırımlar.

Oldukça çok sayıda insan
Bazı insanların sahip olduklarını, kendilerinin daha iyi değerlendireceğini düşünerek dev boyutlarda bir sömürü düzeni oluşturdular ve bu düzeni korumak için kan dökmekten bile çekinmediler, çekinmiyorlar.
Ve sonuç?
Dünyanın neredeyse her yerinde ardı arkası kesilmeyen savaşlar.

Neden? Neden insan yaptıklarının sonuçlarıyla değil de sebepleriyle değerlendiriyor kendini?
Neden? Neden insan hala bindiği dalı kesmekte olduğunun farkına varmamakta inat ediyor?
Neden? Neden Hıristiyanların boğazları kesilerek infaz ediliyorlar?
Neden? Neden Müslümanlar istisnasız terörist addedilerek ülkeleri işgal ediliyor?
Neden? Neden Zenciler insanlığın pisliği gibi görülüyor ve hala yok edilmeye çalışılıyor?
Neden? Hıristiyanlar ve Müslümanlar hala birbirlerini kâfir olarak addediyorlar?
Ve Neden? Neden tüm bu aptallıkları legalize etmek için Allah adını kullanıyorlar?

Eğer: Eğer Allah adil ise, kendisi yargılayıp karşılığını vermeyecek midir tüm yapılanların?
Ve eğer: Eğer Allah adil ise, ey aptal insanoğlu Allah adına yaptığını söylediğin bu katliamların da karşılığı verilmeyecek midir?

Pis kokmak diye ürettiğiniz bir kavramdan ötürü kokmamak için deodorantlara saldırdınız, artık kokmuyorsunuz, kokamıyorsunuz çünkü delinen ozon tabakasından yeryüzüne ulaşan morötesi ışınlar sayesinde pek çoğunuz kokmaya fırsat bulamadan kanserden ölüyorsunuz.

Devam edin, hızlı yaşayın. Emin olun cesediniz yakışıklı olacak erken öleceğiniz için.