28 Temmuz 2026 Salı

 

ETIMOLOJİK VE TEOLOJİK AÇIDAN "ALLAH" KAVRAMI VE DİLSEL DÖNÜŞÜMÜ

1. Etimolojik Köken ve Semitik Diller Arası Geçiş

"Allah" lafzı (Arapça: ٱلل‍َّٰه), tarihsel ve filolojik olarak İbrahimî geleneklerin filizlendiği Semitik (Sami) dil ailesinin ortak bir mirasıdır. Köken silsilesi tarihsel olarak şöyle izlenebilir:

  • Akadca: Ilu (Tanrı / İlahi varlık)

  • Kenanca / Ugarit Dili: El veya İl (Baş tanrı, her şeye kadir yaratıcı)

  • İbranice: Eloah (אֱלוֹהַּ) ve çoğul/tazim formu olan Elohim (אֱלֹהִים)

  • Aramice / Süryanice: Elah / Elaha (אֱלָהָא)

  • Arapça: Al-Ilāh (الإله - Belirli olan, bildik Tanrı) $\rightarrow$ Zamanla kaynaşarak (idgam) Allah (اللّه).

Etimolojik Not: El veya İl kökü, günümüzde kullanılan birçok meleki ve insani ismin sonunda varlığını sürdürmektedir: Gabri-el (Cebrail), Mika-el (Mikail), Azra-el (Azrail), Isra-el, Isma-el (İsmail), Emanu-el vb.

Sözcüğün Arapçadaki yapısı üzerine iki ana görüş bulunur:

  1. Çoğunluk Görüşü (Arap Dilbilimciler): Kelime Arapça "ilâh" (kulluk edilen, yüceliği karşısında hayrete düşülen) kelimesinin başına belirteç edatı olan "al-" (harf-i tarif) getirilmesi ve zamanla "Al-ilāh"ın sık kullanım nedeniyle "Allah" şekline dönüşmesidir.

  2. Ödünç Kelime Görüşü: Kelimenin doğrudan Doğu Aramicesinden (Elaha) veya İbraniceden (Eloah) Arapçaya geçmiş özel bir isim olduğu yönündedir.

2. İslam Öncesi ve Tarihsel Kullanım

"Allah" kelimesi İslam öncesinde de mevcuttu:

  • Ortadoğu Hristiyanları ve Yahudileri: MS 6. yüzyıl Arapça yazıtlarında ve Pre-İslam döneminde Arami, Süryani ve Maruni Hristiyanlar ile Yemen Yahudileri Tanrı için "Allah" lafzını kullanmaktaydılar.

  • Cahiliye Dönemi Mekke Panteonu: İslam öncesi Mekke'de "Allah", putlarla temsil edilmeyen, evrenin yaratıcısı kabul edilen ancak diğer alt tanrıların (el-Lat, el-Uzza, el-Menat) üstünde bir "Baştanrı" konumundaydı.

  • Türkçe İslam Literatürü: Karahanlı döneminden (11. yy) kalma ilk Türkçe İslami metinlerde "Allah" lafzı yerine öz Türkçe olan Teŋri, Bayat ve İḏi sözcükleri tercih edilmiştir.

3. Çeviri Metinleri ve Kavram Karmaşası (Kitab-ı Mukaddes Örneği)

Kelimenin çeviri tarihindeki serüveni, metinlerin aslından uzaklaşıldığında nasıl bir kavramsal anlam kayması yaşandığını gösterir.

Örneğin, Ali Bey'in (Wojciech Bobowski) 1665 tarihli ilk Türkçe Kitab-ı Mukaddes çevirisinde Yaratılış (Tekvin) bölümü şöyle aktarılmıştır:

"Yaratılış 1:3 - Bu kez Allah Teʿâlâ aydınlık olsun dėdi de aydınlık oldu."

"Yaratılış 2:5 - ...zîrâ Taŋrı Allah Teʿâlâ dahi yer üzerine yağmur yağdırmadı..."

Günümüzde kullanılan Türkçe Kitab-ı Mukaddes metinlerinde ise Orijinal İbranice metindeki üç ayrı kavram girmekte ve çoğu zaman tek bir sözcükle eritilmektedir:

  1. YHVH (YAHWEH): Tanrı’nın özel niteliksel adı. Türkçe çevirilerde RAB (hepsi büyük) olarak yazılır.

  2. ADONAI: "Efendim, Sahibim" anlamına gelen unvan. Türkçe çevirilerde Rab (baş harfi büyük) olarak yazılır.

  3. ELOHIM: Tanrı/İlah kelimesinin tazim formu. Türkçe çevirilerde genellikle Tanrı olarak çevrilir.

Mütercimlerin bu nüansları tek bir kelimede eşitlemesi, okuyucunun metnin derinliğindeki bağlamı kaybetmesine neden olabilmektedir.

4. Sonuç: Sözcük Kabuğundan Hakikat Özüne

Etimolojik ve tarihsel veriler göstermektedir ki; kelimeler zaman, coğrafya ve diller arasında biçim değiştiren, evrilen ve taşınan kaplardır.

Asıl olana değil de sadece o anki kelime formuna saplanıp kalmak, bir Torah uzmanının da ifade ettiği gibi insanı bir tür "Kelime Fetişizmi"ne sürükler. Sözcüklerin kabuğuna takılmak; kavramların arkasındaki o evrensel hakikati, yani kaynağı ıskalamak demektir.

Bu nedenle metinleri mümkün mertebe çok dilli, köken bilimsel ve tarihsel bağlamı içinde okumak zihinsel bir zorunluluktur.

Nitekim yazıldığı üzere:

"Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak." (İncil, Yuhanna 8:32)